Ruhsal Hastalıklar Bebeğime Kalıtım Yoluyla Geçer Mi?

Yorum yapılmamış
Ruhsal Hastalıklar Bebeğime Kalıtım Yoluyla Geçer Mi?

Bilinçli bir çok anne baba, ailede varolan fiziksel hastalıkların kalıtım yoluyla bebeğine geçeceğini düşünerek endişe eder, önlem almaya çalışır. Ama ruhsal hastalıklar sözkonusu olunca bu kadar titiz ve dikkatli değildirler. Oysa ruhsal sorunlar en az fiziksel sorunlar kadar önemli.

“Akıl Oyunları” adlı film gerek konusu gerekte aldığı Oscar ödülüyle gündeme geldi. Film merak edildi ve çok sayıda kişi tarafından izlendi. Film, geliştirdiği oyun kuramıyla Nobel kazanan ve dahi olarak kabul edilen matematikçi John Nash’ın hayatı boyunca şizofreniye karşı verdiği mücadeleyi anlatıyordu.

Şizofreni, akıl hastalıklarının içinde belki de en gizemli ve en trajik hastalıklardan biri. Hastalığa yakalanan kişinin yaşadığı normal dışı durumlar ve  tedavisinde çekilen güçlükler nedeniyle korkulan bir hastalık olarak tanınıyor. Nash şizofren olan oğlu için iyileştiği dönemde “Sanki Şeytan, benim içimden çıktı, onun içine girdi” diyerek açıklıyordu duygularını…

Ruhsal hastalıkların fiziksel hastalıklar gibi bebeğinizi de kalıtsal olarak etkileyebileceğini biliyor musunuz?

Psikiyatrik hastalıkların ve psikiyatrik sorunların hemen hemen tümünde multifaktöriyel bir nedensellik ve geçiş söz konusu. Hastalığın yada problemin ortaya çıkmasını, bir çok bağımsız değişken birbiriyle etkileşerek belirler. Bu faktörler arasında çevresel etkenler, kalıtım, yetişme biçimi, geçirilmiş deneyimler, öğrenim durumu, kültürel ve ekonomik etkenler başta geliyor. Psikiyatrik hastalıklarda kalıtımın rolünü araştıran bilimsel araştırmalardan çıkan genel sonuç şöyle özetlenebilir: Kalıtımsal özellik durumdan duruma ve hastalıktan hastalığa değişmekle birlikte bir başka ifadeyle bir hastalıkta daha güçlü diğerinde daha zayıf bir geçiş gösterebilmekle birlikte büyük çoğunluğunda bir “yatkınlık” oluşturmaktadır. Bu yatkınlık ancak diğer faktörlerin de etkisiyle hastalığın ortaya çıkmasını veya çıkmamasını belirlemektedir. Bu genel kuralı belirttikten sonra belli başlı bazı psikiyatrik sorunlarla ilgili elde edilmiş bazı bilimsel bulgulardan söz edebiliriz.

Ruhsal Hastalıklar Bebeklere Kalıtım Yoluyla Geçer Mi?

Ruhsal Hastalıklar Bebeklere Kalıtım Yoluyla Geçer Mi?

Şizofreni

Şizofreniyi; duygu,düşünce ve davranışlarda bozulmalarla giden, çoğunlukla bir muhakeme bozukluğunu da içerdiğinden eskiden “erken bunama” olarak adlandırılan bir ruhsal hastalık olarak tanımlayabiliriz. Üzerinde en çok çalışılan hastalıklardan biri olmakla birlikte bu gün için nedeni ve mekanizması tam olarak çözülebilmiş değil. Uzmanların etkin, sabırlı, uzun erimli tedaviler ve rehabilitasyon çalışmalarıyla kişinin yaşam kalitesinden ve işlevselliğinden en az kayıpla hayatını sürdürmesi sağlanabiliyor.

Şizofreni ile ilgili yapılan araştırmalarda ana babadan biri hasta ise çocuklarda hastalık riski %12-14 arasındadır. Hem ana hem baba hasta ise bu risk %35-45 arasındadır. Anne baba sağlam fakat çocuklardan biri hasta ise kardeşlerde şizofreni riski %7-8 civarındadır. Yakın akrabalar arasındaki hastalanma riski normal nüfustaki riskten çok daha yüksektir. Bir hastanın birinci derecede yakınlarında ortalama şizofreni riski %8-10’dur. Akrabalık uzaklaştıkça bu oran düşmektedir.

Duygulanım Bozuklukları

Depresyon (çökkünlük), derin üzüntülü bir duygudurum içinde düşünce, konuşma ve hareketlerde yavaşlama ve durgunluk; değersizlik, küçüklük, güçsüzlük, isteksizlik, karamsarlık, hayattan zevk alamama gibi duygu ve düşüncelerle uyku, iştah ve cinsellik gibi fizyolojik işlevlerde bozulmalarla giden bir sendromdur. Çoğunlukla tekrarlayıcı bir karakter gösterir ama bir kez depresyon geçirip tekrar yaşamayan insanlar da az değildir. Tedavi edilmediğinde kronikleşebilir ve intihar eğilimleri görülebilir.  Bu gün artık kişinin yaşam kalitesini bozmasına izin vermeden rahatlıkla tedavi edebildiğimiz bir durumdur.

Depresyon geçiren hastaların birinci derece akrabalarında hastalanma riski genel nüfustaki riske göre iki üç kat yüksektir. İki uçlu duygulanım bozukluğunda (hem depresyon hem mani ataklarının görüldüğü hastalık) ise risk bunun da iki katı daha yüksektir. Tek yumurta ikizlerinde hastalanma oranı % 40-50 arasındadır. Ancak kalıtımsal geçişin ne yolla olduğu henüz aydınlatılamamıştır.

Mani (Taşkınlık Nöbeti)

Aşırı neşeli, bazen de öfkeli, coşkulu bir duygudurum içinde düşünce, konuşma, hareketlerde hızlanma ve benlik kabarması, aşırı güçlülük, büyüklük düşünce ve hezeyanları ile belirli bir sendromdur. Kişi az uyur, çok konuşur, aşırı hareketlidir, aşırı kendine güvenir. Bu dönemde büyük atılımlar ve büyük işler yapmak için altından kalkamayacağı işlere girişebilir. Kendisi durumundan çok memnun olmakla birlikte bir süre sonra bu durumun kendisine zarar vermeye başladığı fark edilir. Ağır şekillerinde kişi kendini büyük bir insan (kral,politikacı,peygamber) hatta tanrı kabul edebilir. Büyüklük (megalomanik), hezeyanlar (sanrılar) gösterebilir.

Genellikle ataklar şeklinde gelir ve tekrarlar. Bazen depresyon ve mani atakları birbirini izleyebilir, bu duruma “iki uçlu duygudurum bozukluğu” diyoruz.Başarıyla tedavi edilebilen bir durumdur.

Anksiyete (bunaltı) Bozuklukları

Anksiyete bozuklukları arasında kalıtımsal bağın en bariz olduğu durum kan görme fobisi’dir. Panik nöbetleri yaşayan birinin birinci derece  akrabalarında panik nöbetlerinin, depresyonun ve depresyonun daha fazla görüldüğü bilinmektedir. Yaygın Anksiyete bozukluğu yaşayan birinin birinci derecede akrabalarında benzer bir problem yaşama olasılığı yaklaşık %15-18 arasındayken, ikinci derecede akrabalarda %6’dır. Panik bozukluğu görülme olasılığı birinci derece akrabalarda kadınlar için %33, erkekler için bunun yarısı kadar -%17- olarak saptanmaktadır. Yine agorafobisi olan hastalarda aile yüklülüğü dikkati çekmektedir. Tüm bu bulgular anksiyete bozukluklarında kalıtımsal bir yatkınlık olduğunu göstermektedir. Yapılan araştırmalar spesifik bir şekilde bu belirtilerin kendisinin değil, fakat aşırı hassas bir otonom sinir sisteminin kalıtımsal özellik olarak geçtiği ve çevredeki koşullarla da hastalık belirtisinin biçimlendiğini düşündürmektedir. 

Panik Bozukluk

Birdenbire ortaya çıkan kalp çarpıntıları, nefes açlığı, yüz kızarması ya da solması, terleme veya üşüme(titreme), baş dönmesi, bulantı, ellerde ayaklarda uyuşma, kan basıncında yükselme, göğüste sıkışma, sıcak-soğuk basmaları, baygınlık hissi ve şiddetli ölüm korkusu veya delirme korkularının olduğu nöbetlerle (panik atak) seyreden bir sendromdur. Çoğunlukla ataklar sırasında acillere veya kardiyologlara başvurularak tetkikler yaptırılır ve normal bulunur. Panik nöbetleri uzun devam ederse kişi nöbete yakalanma korkusu ile yanında biri olmadan dışarı çıkamaz olabilir, kalabalık yerlere ve kalabalık toplu taşıma araçlarına binmekten sıkıntı duyarak kaçınabilir. Bu durum ilerleyerek hayatında bir kısıtlanmaya neden olabilir. Agorafobi gelişebilir. Kolaylıkla tedavi edilebilen bir sorundur.

Fobiler

Normalde korkulmayacak belli bir durum ya da nesne karşısında ortaya çıkan korkudur. Korkusunu anlamsız ve yersiz bulur ama yine de korktuğu nesne yada durumdan kaçınır. 

  • Zoofobi:hayvan korkusu
  • Klaustrofobi:kapalı yer korkusu
  • Agorofobi:açık alan korkusu
  • Sosyal fobi: toplum içinde otururken, konuşurken yada herhangi bir eylem yaparken kızarma, terleme, ellerin titremesi, kendini küçük düşürecek yanlış bir şey yapma korkusu 

Obsesif Kompulsif Bozukluk (Saplantı-Zorlantı Bozukluğu)

Obsesyon: İstem dışı gelen, kişiyi tedirgin eden, istenmeyen ama bilinçli bir çabayla zihinden kovulamayan, tekrarlayıcı, saplantılı düşüncelerdir.

Kompulsiyon ise çoğu kez saplantılı düşünceleri kovmak için yapılan, istenç dışı yinelenen hareketlerdir. En sık mikrop yada hastalık kapma obsesyonları görülür. Kişi sürekli temizlenme çabası içindedir. Dinsel obsesyonları olan biri sürekli abdest alıp, eksik yapıp yapmadığından emin olamadığı için tekrarlayabilir. Kuşku obsesyonları olan biri kapıyı kilitleyip kilitlemediğinden, ocağı kapatıp kapatmadığından, ütünün fişini çekip çekmediğinden emin olmak için tekrar tekrar kontrol edebilir vs… Bu hastalar genellikle titiz, düzenli ve kusursuzluk arayan kişilik yapısı gösterir. Kontrollü ve kuralcıdırlar. Ancak obsesif kişiliğin ötesinde obsesif-kompulsif bozukluk belirtileri de ortaya çıkınca hastanın düzeni bozulabilir, aşırı tereddüt ve karsızlık hareketlere egemen olur. 

Zihinden atılamayan ve çoğu zaman iradi olarak kontrol edilemeyen düşüncelerin görüldüğü ve bundan kurtulmak için kişinin kendisini bazı davranışları, ritüelleri yapmak zorunda hissettiği bir durum, saplantılı kişiye çok sıkıntı verir ve çoğu zaman saçma bulduğu halde onu kontrol edemez. Bu hastalıkta hasta kişilerin birinci derece yakınlarında hastalık riskinin arttığına ilişkin bazı araştırma sonuçları olmakla birlikte daha çok psikolojik kökenli olduğu kabul edilir ve kalıtımın etkisi zayıftır. 

Kişilik bozuklukları

Araştırmalarda özellikle Şizotipal kişilik bozukluğu, Paranoid kişilik bozukluğu ve Antisosyal (sosyopati) kişilik bozukluğu gibi bazı kişilik bozukluğu türlerinde kalıtımsal geçişin de etkili olduğu kanıtlanmıştır.

Alkolizm

Yapılan araştırmalarda alkoliklerin babalarının %50’si, erkek kardeşlerinin %30’u, annelerin %6’sı, kız kardeşlerinin %3’ü alkolik bulunmuştur. Alkolik bir  babanın erkek çocuğunda alkolizm oranı 4-5 kat fazladır. Ancak bu sadece kalıtımın etkisi olarak açıklanamaz. Sosyal öğrenme, taklit, ulaşabilirlik gibi faktörlerde etkilidir kuşkusuz. Alkoliklerle ilgili yapılan araştırmalarda başka bazı ilginç sonuçlar da ortaya çıkmaktadır. Örneğin alkoliklerin birinci derece akrabalarında erkeklerde alkolizm ve sosyopatiye eğilim(suç ve şiddet eğilimi), kadınlarda ise depresyon ve fırtınalı, sorunlu evlilikler yüksek oranda görülmektedir.

Category: Bebek, Bebek Sağlığı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Fill out this field
Fill out this field
Lütfen geçerli bir e-posta adresi girin.

Menü